Son yıllarda çokça işittiğimiz bir kavram: 21. yüzyıl becerileri. Kısaca bu becerileri, değişen dünyada bireylerin sahip olması gereken niteliklerin bütünü olarak ifade edebiliriz. Teknolojik gelişmelerle birlikte, ekonomiden iletişime, üretimden politikaya tüm alanlarda yeni paradigmaların yer almaya başladığı dünyamızda geleneksel modellerin işlevini yitirmekte olduğunu, bu değişim sürecinde; davranış, tüketim ve hatta günlük hayat rutinlerimizin dahi değiştiğini kolayca gözlemleyebiliyoruz. Daha geniş bir açıdan ifade edersek; insanlığın kronolojik değişimini: -1 Tarım Toplumu, -2 Sanayi Toplumu ve -3 Bilgi Toplumu şeklinde sınıflayan son yüzyılın önemli düşünürlerinden Alvin Toffler’ın bu 3 aşamalı sınıflandırması doğrultusunda içinde bulunduğumuz çağın olmazsa olmazlarını tanımlayarak ilerleyelim. Yeniçağ ve düzeni, bireylerin farklı yetkinlik ve donanımlara sahip olmasını gerekli kılıyor. 21. yüzyıl becerilerinin ne olduğu yahut olması gerektiği konusunda birçok sınıflandırma mevcut. Karar mekanizmaları, iş çevreleri ve eğitim liderlerinin bir araya gelerek oluşturduğu uluslararası bir organizasyon olan P21 platformu (Partnership for 21 Century Skills/ 21. Yüzyıl Becerileri Ortaklığı) ise 21. yüzyıl becerilerinin, temel becerileri kapsamakla birlikte,

• Öğrenme ve yenilik becerileri
• Bilgi, medya ve teknoloji becerileri
• Yaşam ve kariyer becerileri

olmak üzere 3 beceri kategorisinden oluştuğunu ifade ediyor. Pek çok alanda ihtiyaçlarımızın yeniden şekillendiği düşünüldüğünde; bu becerileri geliştirmeyi amaçlayan uygun eğitim modellerini inşa edebilmenin, teknolojiyle gelen fırsatları kullanabilmek adına ne denli önem arz ettiğine işaret ediyor.

Teknoloji temelli yeni eğitim yaklaşımlarının, ekonomik ve toplumsal kalkınmada temel role sahip ve hatta büyük mekanizmanın lokomotifi olduğunu söylemekte bir sakınca görmüyorum. Eğitimde yeni modelleri deneyen Finlandiya ve Singapur örneklerine bakılırsa, öğrencilerin okulda öğrendiklerini günlük yaşamda uygulama kabiliyetlerinin ölçüldüğü PISA sonuçlarını değerlendirmek yeterli olacaktır. OECD’nin yürüttüğü ve üç yılda bir yapılan PISA testinde bilim, okuma ve matematik dallarında birinci sırada Singapur, beşinci sırada ise Finlandiya yer almakta. Türkiye ise 72 ülke arasında 50. sırada karşımıza çıkıyor. 21. yüzyıl becerilerine paralel olarak yapılandırılması gereken eğitim modellerinin nasıl olması gerektiğine, nasıl fark yaratılabileceğine geçmeden önce iki eğitim tanımı ile devam etmek yerinde olacaktır:

• Eğitim, insanın bireysel hedeflerine ulaşmasını, yaşama dair sorumluluklarının bilincine varıp bunları yerine getirmesini, tüm yaratıcı yetenek ve potansiyellerini ortaya çıkarmasını ve geliştirmesini yaşamda mümkün kılma girişimidir. (1)

• Toplumbilimci ve eğitimci Jonn Dewey’e göre eğitim, bir vazoyu suyla doldurmak değil, bir çiçeğe kendi tarzında büyüyebilmesi için yardımcı olmaktır.

Bu tanımların, yaratıcı becerilerin gelişimi ile yakından ilgili olduğunu görmekteyiz. Günümüz iş dünyasında işverenlerin uygun iş arayanlar ile birbirini bulamadığı (veya tam tersi) yani arz ile talep arasında bir dengesizliğin mevcut olduğu düşünüldüğünde, bunu ortadan kaldıracak yegâne mekanizmanın ise çocuklara yaratıcı zihin alışkanlıkları kazandırmaktan geçmekte olduğu ortaya çıkıyor. Kabul ve varsayımlar ile geleneksel yaklaşımları bir kenara bıraktığımızda eleştirel düşünme ve problem çözme yetilerinin pekiştirilmesi gerekliliğinden net bir şekilde söz edebiliriz. Bunun önce ailede başlayan ve sonra okulda devam eden bir süreç olduğunu, kurguyu bu basamakları atlamadan yapmak gerektiğinin altını çizmek gerek. John Dewey eğitimi pragmatist bir yaklaşımla değerlendirerek eğitimin yaşam boyu süren bir eylem olduğunu, yaparak ve yaşayarak öğrenmenin önemli olduğunu vurguluyor. Doğası gereği insan, düşünebilme yetisine sahiptir ancak bu, düşüncelerinin her zaman iyi olduğu anlamını taşımaz. Düşüncenin niteliği önemlidir. Dönüşen dünya ile eş zamanlı dans edebilmek için yeni metodolojilerin eğitim dünyasında yerini alması gerekmekte ki nitelikli düşünebilmenin adımları atılabilsin. Zira eğitimdeki bu yeni yarış ve rekabet ortamında; alınan aksiyonlar ile gerçekleştirilen sıçrama, bireysel ve dolayısıyla da toplumsal rotayı belirliyor. Her çocuğun mevcudunda bulunan potansiyeli ortaya çıkarabildiği bir sistem kurgusunda bunun çarpan etkisinin toplumsal boyuta yansıması da muazzam büyüklükte olacaktır.

Egitimde donusum4

Bilimsel yaklaşım hayatın dinamiklerini açıklamada muntazam bir araçtır. Eğitim, eleştirel düşünme, yeni metodolojiler, 21. yüzyıl becerileri ve daha birçok kavramın toplumsal boyutta olumlu sonuçlar ortaya çıkarması sürecini somut bir örneklendirme teşkil etmesi bakımından Newton beşiği ile izah etmek istiyorum:

Adını Isaac Newton’dan alan ‘Newton Beşiği’ni (Newton’s Cradle) bilmeyen yoktur. Uçlarında metal topların olduğu basit sarkaçların yan yana dizilmesi ve bir platforma sabitlenmesi ile oluşan çoklu sarkaç şeklinde tanımlamak hatırlamaya yetecektir.

Newton beşiğinin hareket prensibi şöyledir: Beşikteki ilk top havaya kaldırıldığında potansiyel enerji ile yüklenir. Top serbest bırakıldığında bu potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşür ve top ivme ile ikinci topa değer. Bu aşamada ilk topun momentumu ikinci topa aktarılır. Bu şekilde momentum sırayla tüm toplara aktarılır ve son topa kadar ulaşır. Momentum sebebiyle son top havaya kalkar ve az evvelki hareketin aynısı bu kez ters istikamette gerçekleşir. Sonra yine ilk istikamette, sonra ters istikamette olmak suretiyle bu hareket (salınım) devam eder. Hava sürtünmesi, çarpışma esnasında oluşan sürtünme, ses ve ısı enerjisi göz ardı edilirse bu salınım (topların çarpışması) sonsuza dek devam eder. Ancak reel hayatta şartların bu şekilde olmaması sebebiyle salınım devam edecek ve bir süre sonra da toplar duracaktır.

İlk bakışta ofisler için şık bir dekoratif ürün, biraz uğraşınca keyifli bir mekanik oyuncak ve derinine inince anlamlı bir felsefeye sahip olan Newton beşiği bize temel fizik yasaları hakkında bilgi verir. Herhangi bir kuvvet uygulayana kadar her cisim var olan durumunu sürdürmek, hareketsizliğini korumak ister. Aşina olduğumuz üzere bu “eylemsizlik ilkesi”nin ta kendisidir. Bu yasa, Isaac Newton’un doğayı matematiğin diliyle anlatmaya çalıştığı ve 1687 yılında yayımlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri) isimli eserinde şöyle ifade edilir:

Newton’ın birinci yasası: Eylemsizlik yasası
Lex I: Corpus omne perseverare in statu suo quiescendi vel movendi uniformiter in directum, nisi quatenus a viribus impressis cogitur statum illum mutare.”

Yasa I: Tüm cisimler bir kuvvet etkisi tarafından durumunu değiştirmeye zorlanmadıkça düzgün doğrusal hareketini veya durağanlığını korur.”

İşte bu yüzden ilk adımı atmak, harekete geçmek zordur. Ancak harekete geçtikten sonrası ise muazzam bir değişim vadetmektedir. Newton’un ikinci hareket yasası da tam olarak bu durumu açıklar:

Newton’un ikinci yasası: İvme yasası

Lex II: Mutationem motus proportionalem esse vi motrici impressae, et fieri secundum lineam rectam qua vis illa imprimitur…”

Yasa II: Bir cismin momentumundaki değişim, cisim üzerine uygulanan itme ile orantılıdır ve itmenin uygulandığı düz doğru boyunca meydana gelir.”

Bunca fizik, teknik ve teorik bilginin özeti esasen şu: Eğer istersek her şey mümkün. Var olan bir enerji var ve dönüşmek için ilk hamlesini bekliyor!

 

 

 

 

 
 

 

 

 

Son olarak 21. yüzyıl becerileri doğrultusunda faaliyetler geçekleştirdiğimiz bir projemizden söz etmek istiyorum. Orta Anadolu Kalkınma Ajansı olarak sosyal kalkınma eksenindeki faaliyetlerimize ilişkin amacımıza “İstihdam ve Eğitim Yoluyla Sosyal Yaşamın Geliştirilmesi Sonuç Odaklı Programı” kapsamında şu şekilde yer vermiştik:

“Eğitimde Yeni Metodolojiler ve Atölye Çalışmaları kapsamında eğitimde modern teknik ve uygulamaların arttırılması yöntemiyle sosyal kalkınma ekseninde bölge içi gelişmişlik farklarının azaltılması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda; bilim ve teknolojideki gelişmeler doğrultusunda TR72 bölgesinde başta dezavantajlı gruplar olmak üzere sosyal altyapının geliştirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği geliştirerek eğitim ve atölye faaliyetlerinin yapılması ve dolaylı olarak göçün azaltılması hedeflenmektedir.”

Dijital dünyada çağın gereksinimlerini karşılayabilmek adına, 21. yüzyıl becerilerinin kazandırılmasını esas alan “YBO’lar Geleceğe Umutla Bakıyor” isimli TÜBİTAK 4004 Projemiz ile Ekim ayından bu yana 3 adet yatılı bölge ortaokulundan (YBO) toplamda 300’ü aşkın öğrenci ile periyodik olarak bir araya geliyoruz. Proje ile yatılı bölge ortaokulu öğrencilerinin merak duygusunun arttırılması, sorgulama ve öğrenme isteklerinin tetiklenmesi vasıtasıyla ders ve etüt dışında kalan zamanlarını daha etkin ve verimli geçirmelerini amaçlıyoruz. Orta Anadolu Kalkınma Ajansının yürütücü kurum olduğu projemizin ekibi dört Ajans Uzmanından oluşuyor. İlgi alanları ve yetkinlikleri doğrultusunda, proje konularının liderliği bu uzmanlar eliyle gerçekleştirilmekte. TR72 bölgesinde hâlihazırda eğitim faaliyetlerini sürdüren ve dezavantajlılık durumu esas alınarak belirlenen üç okulumuzun ikisi Sivas, biri ise Kayseri’de. Sivas ve Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlükleri projeye ayni katkı sağlamakta. Proje kapsamında gerçekleştirilen atölye çalışmaları; STEM, Robotik, Kodlama ve Zeka Oyunlarından oluşuyor. Atölyeler kapsamında eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcı düşünme ve akıl yürütme gibi öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve devinimsel becerilerini kullanması, geliştirmesi ve bir ürün ortaya koyması amaçlanıyor. Projenin sonunda ise her bir okulun her branştan belirleyeceği öğrenciler arasında; zeka oyunları kategorisinde turnuva, robotik, kodlama ve STEM kategorilerinde ortaya çıkardıkları projeler için komisyon değerlendirmesi yöntemiyle bir yarışma gerçekleştirilecek. Projenin tamamlanmasıyla birlikte Robotik, Kodlama ve Zeka Oyunları atölyelerinin tüm ekipman, araç ve gereçleri ORAN Kalkınma Ajansı’nın himayesine geçecek ve içeriği tasarlanmakta olan atölye çalışmaları için kullanılacak. Dezavantajlı gruplar öncelikli olmak suretiyle TR72 bölgesinde talep üzerine açılacak bu atölyelerin havadisini bizi takip eden tüm paydaşlarımızla şimdiden paylaşmış olalım.

Eğitimde yeni metodolojiler, bilişim, bilgi teknolojileri, robotik, kodlama, zeka oyunları, akıl yürütme gibi kavramların literatürde ve uygulamada giderek daha fazla yer aldığı bir gerçek. Bu mecburi istikamette ilerlemenin yolu Dewey’in çiçeklerine toprak olabilmektir, sonrası kendiliğinden zaten gelecektir. Tıpkı Newton beşiğindeki salınımın ilk hamleye ihtiyacı olduğu gibi…


Kaynakça
(1) Erdoğan, İrfan. (17.)2007. Milli Eğitim Şurası Raporlar Görüşmeler ve Kararlar. Ankara: Milli Eğitim Yayınevi.
(2) Kylonen, P. C. (2012). Measurement of 21st century skills within the common core state standards. Paper presented at the Invitational Research Symposium on Technology Enhanced Assessments, May 8-7.
(3) OECD. (2015). Beyond PISA 2015: A longer-term strategy of PISA. Paris: OECD Publishing. https://www.oecd.org/pisa/ pisaproducts/Longer-term-strategy-ofPISA.pdf
(4) OECD.
https://data.oecd.org/pisa/mathematics-performance-pisa.htm
htps://data.oecd.org/pisa/reading-performance-pisa.htm
https://data.oecd.org/pisa/science-performance-pisa.htm