yeteneklere-miknatis-olmak

Bu yazı AGÜ Çocuk Üniversitesi Koordinatörü H. Fikri ULUSOY tarafından Orantı okuyucuları için hazırlanmıştır, katkıları için teşekkür ederiz.

Ülkelerin gelişmesindeki mucize; yeteneğe duyulan saygı ve yeteneğe verilen değerde aranmalıdır.

Yetenekli bireyler, ülkelerin ekonomik büyümeleri ve kalkınmalarının ardındaki temel gücü oluşturmaktadır. Daha çok yaratıcı ve yenilikçi yeteneklerin kümelendiği, bir araya geldiği/getirildiği, zekâ ve yeteneğin değer bulabildiği ülkeler daha güçlü ekonomilere sahip olmaktadırlar.

Dünya bilindiğinin aksine, artık koskoca düz bir satıh haline, adeta bir satranç tahtası haline dönüşmüştür. Yeteneği, yaratıcılığı olan, isteyen herkesin oyun oynayabileceği öne çıkabileceği bir dünya karşımızda durmaktadır. Üstelik diplomanızın olmasına bile gerek olmayan, bireysel de olsanız fırsatlar sunan bir oyun alanı. Ancak, yeteneklerin bir arada yoğunlaştığında gösterdiği etkiyi bireysel yeteneklerin tek başına gösteremediği hatta kaybolduğu bir oyun alanı.

Dünya Koskoca Düz Bir Satranç Tahtasıdır
Bireylerin yenilik yapmak için göç etmeye ihtiyaçları olmadığı düşünülse de zihinler sınır tanımasa da yetenekler değer bulabildikleri ortamları aramakta, onları özgürlük ve eşitlik mıknatıs gibi çekmektedir. Yetenekli insanları kendisine çeken, bir araya getiren ya da birbirine yaklaştıran ülkeler; askeri ve ekonomik olarak çok gelişmekte dünyanın gerisi ile adeta oyun oynamakta, kaynakları sömürmekte, insanları köleleştirmekte ve kendisi dışında gördüğü dünyayı kaosa sürüklemekte ve bataklığa dönüştürmektedirler. Eş zamanlı olarak büyüyen, maddi ve manevi refah düzeyi yükselen bu ülkeler daha fazla yeteneğe mıknatıs olmak istemektedirler. Üstelik bir kere yeteneklere mıknatıs olduğunuzda yetenekli bireyler, yeni yetenekleri de kendilerine çekmektedirler. Son 10-15 yıl öncesine kadar mıknatıs ülkeler ya da bölgeler çok değişmezken artık, yetenekli bireylerinin öneminin farkında olan ülkelerin sayısı da artmaya başladı. Küresel rekabet, yetenek avına dönüştü. Kendi doğdukları ülkelerden ayrılan yaklaşık 200 milyon yetenekli bireyi çekebilmenin, bu pastadan pay almanın gizli hesapları her geçen gün büyüyor. Artık küresel ekonomideki rekabet, sermaye, mal veya hizmetten daha çok insana yönelik rekabete dönüşmüştür ve bu durum daha da artarak devam edecektir. Yetenekli bireyleri şirketlere çekme ya da yetenekli bireylerin yoğunlaştığı bölgelere şirket kurma küresel rekabetin yol haritasıdır.


Ülkelerinin gelişmesini: doğal kaynaklarının çokluğu değil, topraklarının büyüklüğü değil, fabrikaları değil, iş ahlâkı değil, nüfusunun çokluğu değil, üstün yeteneklere mıknatıs olma becerileri sağlayacaktır.


Yeteneğin hangi kültürden ya da coğrafyadan geldiğinin, siyah ya da beyaz olmasının artık bir önemi bulunmamaktadır. Tam tersine etnik ve kültürel çeşitliliğin ekonomik büyümeye katkısının önemli boyutlarda olduğunu araştırmalar ortaya koymaktadır (G. Ottavino ve G. Peri. “The Economic Value of Cultural Diversity” University of California, Şubat 2004). Birbirimizden farklı olmamız düşünce ve fikir zenginliği de beraberinde getirmektedir. Çünkü yaşantılarımız, bakış açılarımız, problem çözümümüz, yeteneklerimiz ve yaratıcılığımız birbirimizi tamamlamaya ve karşılıklı öğrenmeye katkı sağlamaktadır. Bu süreç birbirini anlayan saygı ve sevgi duyan, empatik davranabilen, yeni fikirlere kucak açan, yaratıcı dinamiği ve potansiyeli harekete geçirebilecek büyük bir zenginliktir.

Ekonomik büyüme ve rekabetçiliğin merkezinde IQ’su ( zihinsel beceriler) ve EQ’su (duygusal beceriler) yüksek, yenilikçi ve girişimci bireyler bulunmaktadır. Dünyanın her tarafından gelen en zeki, en çalışkan, en yaratıcı bireyler ülkelerin gelişim dinamiklerini oluşturmaktadırlar. Küresel ölçekte yeteneklerin hareketi/göçü ile yoğunlaştıkları bölgeler (bugün dünyadaki sayısı 25 civarında) insanlığın gideceği yeri ve gelişimini belirlemekte, insanoğlunun kaderini çizmektedir. Küresel olarak mıknatıs bölgeleri diyeceğimiz bu alanlarda yoğunlaşan yetenekler, bulundukları bölgelere ekonomik büyüme ve refahı da taşımaktadırlar. Üstelik yetenekli bireyler yoğunlaştıkları bölgelerde, birbirleri ile etkileşimleri sonucunda birçok problemin çözüme katkıda bulunmakta, yeni fırsatları ve yeni gelişimleri de tetiklemektedirler.

Ülkelerin ekonomideki gelişmişliğinin önemli göstergelerinden birisi olan patent başvurularına baktığımızda, yeteneklerin yoğunlaştığı bölgeleri içine alan ülkeler görülmektedir. Her yıl dünyadaki patent başvurularını açıklayan Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) 2016 yılı uluslararası patent raporuna göre:

  • Dünya genelinde 2016 yılında yüzde 7,3’lük artışla 233 bin patent başvurusu yapıldı.
  • En çok patent başvurusunu 56 bin 595 adet ile ABD yaptı.
  • Türkiye 1.068 başvuru ile 21’inci sıradan listeye girdi.
  • Türkiye 2015 yılında da 1010 patent başvurusu ile yine 21’inci sıradaydı.
  • Türkiye’nin en çok tüketim maddeleri alanında patent başvurusu yaptığı görülmektedir.
  • Avrupa ülkelerinin tamamının patent başvurusu ancak Japonya kadardır.
  • Patent başvurularında Çin’in çok büyük bir sıçrama yaptığı görülmektedir. Çin telekomünikasyon şirketi Huawei’nin, 3692 patent başvurusu (2015 yılı-3898 başvuru yapmıştı) Türkiye’nin yaklaşık 4 katı kadardır.
  • İlk 50 içinde hiç bir Türk Kurumu bulunmamaktadır.

Yeteneklerin yoğunlaştığı 20 bölge içerisine Türkiye girebilir mi? Dünya yetenek havuzundan Türkiye pay alabilir mi?


Bu sorulara cevap vermek için:

  • Yeteneklerin istediği ortamları sağlayabiliyor muyuz veya sağlayabilir miyiz?
  • Üstün yeteneklileri bir kenara koyun, yeteneğin zerresine sahip çıkabiliyor muyuz?

Sorularına odaklanmak gereklidir.

Yeteneklerin kümelendiği New York ekonomisinin, Rusya ekonomisinden daha büyük olduğunu ifade edip, Silikon Vadisindeki risk sermayedarlardan (6 milyar dolar kişisel serveti bulunan) John Doerr’in sözlerini aktarmak isterim.

  • Önemli mühendislik fakültelerimizden mezun olan her bir yabancının diplomasına “yeşil kart” zımbalamalıyız.

Yeşil kart verilmesinin teklifi veya farklı teşvikler yetenekleri çekmek için kullanılan yöntemlerden bazılarıdır. Yetenekli bireylerin göçü teşvik ediliyor. Çünkü ekonomik gelişme için yetenekli bireyler olmazsa olmazlardandır. Diğer ülkelerin parlak yeteneklerini aşırmak için çabalayan ülkelerin sayısı artmaktadır. Çin, Kanada, Birleşik Krallık, Avustralya, İskandinav ülkeleri ve Yeni Zelanda gibi ülkeler yüksek lisans ve doktoralı bilim insanlarını ve girişimcileri çekmek için daha çok çaba harcıyorlar. Yüksek teknolojiye sahip olabilmek için zorunlu olan yetenekli bireyleri arıyorlar. Çin ve Hindistan, daha çok bilim insanı yetiştirmek için milyarlarca dolarlık projeler başlatmış durumdalar.


Economist Dergisinde yayınlanan bir araştırma sonucuna göre “göçü serbest bırakmanın dünya için potansiyel ekonomik faydaları ticari engelleri ortadan kaldırmanın faydalarını gölgede bırakır” yorumu yapılmıştır.


Bugüne kadar yetenekli bireylerin kaymağını yiyen ABD, yenilikçi ve yaratıcı bireylerin işgücü içerisindeki oranı ile kendisinin yaratıcılık endeksinde 11. sırada olduğunu üzülerek belirtmektedir (R.Florida, “The Flight of The Creative Class” s. 43). Çünkü yeni teknolojileri geliştirmenin dinamiğini, motorunu yetenekli bireylerin oluşturduğunu çok iyi biliyorlar. ABD’deki tüm bilim insanların yaklaşık dörtte biri ve mühendislik profesörlerinin % 40’ı ile mühendislik, bilgisayar ve yaşam bilimlerindeki doktora öğrencilerinin yarısından fazlasını ABD dışından gelenler oluşturmaktadır. 2013-2014 akademik yılında Amerika’daki yüksek eğitim kurumlarında kayıtlı olan yabancı öğrenci sayısı 886 bindir. ABD’de okuyan öğrencilerin % 4’ü yabancıdır. Yabancı öğrenciler bu ülkeye yıllık 27 milyar dolar bırakmaktadır (http://www.amerikaninsesi.com/a/abd-de-yabanci-ogrenci-sayisinda-artis/2594023.html).

dunya-yetenek-havuzu

Türkiye, ABD’ye En Fazla Öğrenci Gönderen İlk 10 Ülke Arasında
Türkiye, ABD’ye en fazla öğrenci gönderen ilk 10 ülke arasındadır. Aynı ABD, yetenek göçünün % 2 azalmasının bile ekonomide muazzam olumsuz etkileri olabileceğini bildirmektedir. Halen ABD’de öğrenim görmüş, ülkesine dönmüş ve ülkesini yöneten birçok lider ve üst düzey yönetici bulunmaktadır. Bu durum ABD’nin güvenliği açısından ve ikili ilişkiler açısından da çok önemli görülmektedir. Beyin hareketi ya da yetenek hareketi diyebileceğimiz bu süreç ekonomik gelişmeler kadar siyasi gelişmeleri de etkilemektedir.

Türkiye’deki üniversitelerde 2016-2017 eğitim öğretim yılında eğitim gören yabancı öğrenci sayısı 103 bin 727. En çok öğrenci 15 bin 36 kişiyle Azerbaycan’dan olurken bu ülkeyi 14 bin 765 öğrenciyle Suriye, 10 bin 642 öğrenciyle Türkmenistan takip ediyor (İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Türkiye Göç Raporu). Maalesef yetenek havuzunun en tepesinden öğrenci alamadığımız da gerçektir.

Economist Dergisinde yayınlanan bir araştırma sonucuna göre “göçü serbest bırakmanın dünya için potansiyel ekonomik faydaları ticari engelleri ortadan kaldırmanın faydalarını gölgede bırakır” yorumu yapılmıştır (The Economist.”Opening The Door”, 31 Ekim 2002).

“Martin Prosperity Institute’”adlı kurum tarafından yapılan Dünya Yaratıcılık Endeksi 2016 raporunda Türkiye, ancak sıralamaya konu 139 ülke içinde 88. sıradadır. Bu endekste 3 temel parametreye bakmışlar ve 3T olarak adlandırmışlar. 1. Teknoloji, 2. Talent (yetenek) ve 3. Tolerance (hoşgörü).

Teknolojide, ülkenin araştırma-geliştirme harcamalarına ve o ülkede alınan patentlerin ülke nüfusuna oranına bakılmış. Yetenek boyutunda, ülkedeki yetişkin ve üniversite mezunu nüfusun toplam işgücü içindeki oranı, hoşgörüde ise göçmenlere, ırksal ve etnik azınlıklara yapılan muamele değerlendirilmiş. Sonuç olarak Türkiye, teknoloji endeksinde 53., yetenek endeksinde 58. ve hoşgörü endeksinde 123. hepsinin ortalamasında da endekste 88. sırada yer bulmuş.

Cornell Üniversitesi, INSEAD (The Business School for the World) ve Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO) tarafından Ağustos 2016’da yayınlana Küresel İnovasyon Endeksi raporuna göre 128 ülke içerisinde Türkiye, 13.sıraya yükselerek iyi bir gelişme kaydetmiştir. 7 ana göstergenin ele alındığı endeksin alt başlıklarını incelediğimizde Türkiye:

• İnsan kaynağı ve araştırma alanında 16.sırada,
• İş gelişmişliği alanında ticaret-rekabet-pazar ölçeğinde 12.sırada,
• Bilgi ve teknoloji çıktılarında, bilgisayar yazılım harcamalarının GSYH içindeki payında 9.sırada,
• Yenilikçi çıktılar alanında maddi olmayan varlıklar (5.sıra) ile yenilikçi mal ihracatının toplam ticarete oranında (14. sıra) gelişme kaydettiği görülmektedir (www.tim.org.tr/tr/basin-odasi-timden-haberler-kuresel-inovasyon-endeksi- 2016-verileri-aciklandi.html).

Ancak genel sıralamada 128 ülke arasından 42. sırada olan Türkiye, “siyasi ortam” göstergesinde 88, “düzenleyici ortam” göstergesinde ise 96. sırada yer almaktadır.

Yetenekli Bireylere Bağlı Olarak Gelişen Ülkeleri, Yoksul Ülkelerin Yetenekli Bireyleri Finanse Etmektedir.
Yetenekli bireylere bağlı olarak gelişen ülkelerin, en başta ABD’nin bilim ve mühendislik alanlarında gelişmesini, yoksul ülkelerin bireyleri sağlamaktadır. Ülkeler, adeta kıt kaynakları ile yetiştirdikleri yeteneklerini kendi elleri ile ve daha fazla kaynak harcayarak yeteneklere mıknatıs olan bölgelere kaptırmaktadırlar. Daha iyi üniversitelerde okusunlar, kendilerini geliştirsinler ve tekrar vatanlarına dönsünler düşüncesi; maalesef çoğu zaman başarılı olamamaktadır. Yetenekler, kendilerine daha fazla özgürlük, fırsat ve hoşgörü sunan yetenek merkezlerinin havuzunda yüzmeyi tercih etmektedirler.

Birleşmiş Milletler 31 Avrupa ülkesinde negatif nüfus artışı ve özellikle de çalışma yaşı grubunda önemli gerilemeler olacağını öngörmektedir. Örneğin gelecek 50 yılda İtalya’nın nüfusu 57 milyondan 41 milyona, Rusya’nın 147 milyondan, 121 milyona düşeceği öngörülmektedir. Sadece Avrupa nüfusu azalmıyor. Güney Kore, Hong Kong ve Japonya’da aynı sorunu yaşayacak görünüyor. Japonya’nın nüfusunun 2050’de 127 milyondan 105 milyona düşmesi bekleniyor (Brookings Review 2002 baskısı akt. R.Florida, “The Flight of The Creative Class” s. 170, 171). Almanya’nın işgücü sayısını koruyabilmesi için 500bine yakın göçmen işçiye ihtiyacı bulunmaktadır. Bu açıklar yoksul ülkelerden çekecekleri göçmen yetenek stokları ile karşılanacaktır. Gidenler çoğunlukla kalıcı olacaklardır.


Araştırma ve geliştirmeye önem vermek ve daha fazla kaynak ayırmak, üniversiteleri daha iyi hale getirmek, yeteneklere sınırları açmak yapılabilecek öncelikli adımlar arasında olmalıdır.


Birçok ülke dünya yetenek havuzundan daha fazla pay almaya çalışıyor.
Peki biz?
Ters beyin fırtınası yapalım.

Kendi yetenek havuzumuzdan yararlanamazsak ve ilave olarak dünyadaki yetenek havuzundan pay alamazsak ne olur?

• Yaratıcı ve üretici olamayan bir ekonomi,
• Bölgeler arası daha çok ekonomik eşitsizlik,
• Gelir dağılımında zirveler ve ovalar arası farkın daha da açılması,
• Genç nüfusta işsizliğin artması,
• Derinleşen sosyal ayrımlar,
• Siyasi gerilimler,
• Sosyal adaletin bozulması ve
• Yeteneklerin israfı en başta sayılabilir.

Gelişen, büyük ve güçlü Türkiye olabilmek, bireylerimizin yeteneklerine ve yaratıcılıklarına bağlıdır. Yapılacak olan; yeni “Yaratıcı Çağı” yakalamak için zaten sınırlı olan yetenekli ve üstün yetenekli bireyleri açığa çıkaran ve kullanabilen bir eylem planı oluşturmaktır. Yetenekli bireyleri bir araya getirebilecek adımları atmak, istedikleri ortamı, fırsatları ve özgürlüğü bir an önce sağlamak gereklidir.

yetenek-gocu
İlk adım ne olmalı?
Eğitim! Tabii ki eğitimle başlanmalıdır. Yetenekleri açığa çıkarabilmek eğitimin önceliği yapılmalıdır. Sahici bir öğrenmeye geçilmeli, yaratıcılığı açığa çıkaran, ateşleyen ve kullanmaya imkân veren özgün bir eğitim olmalıdır. Problem çözme öğretilmelidir. Hangi alanda olursa olsun her yetenek takdir edilmelidir. Bireylerin yaratıcılıklarını açığa çıkarmaları için bir sanatın veya sporun içinde olmaları, hobileri olmaları, öğrenme ve öğretmekten zevk almaları sağlanmalı, DQ (dijital okur-yazar olma) becerileri artırılmalıdır.

Araştırma ve geliştirmeye önem vermek ve daha fazla kaynak ayırmak, üniversiteleri daha iyi hale getirmek, yeteneklere sınırları açmak yapılabilecek öncelikli adımlar arasında olmalıdır.

Sonra.
Birbirini anlama ve saygı sürekli gözetilmeli. Her bireyi değerli gören anlayış ileri taşınmalıdır.

Daha çok sorgulayan, eleştiren, kendini ifade eden, daha çok hayal kuran çocuklarımız olması için uğraş verilmelidir.

İnsan açgözlülüğü ve yıkımının önüne geçebilmek için, ne yapılacaksa ortak akılla yapılmalıdır. Değişimler, fikirlerle başlar. Herkesin fikirleri alınmalı, ülkenin bir parçası olduğunu hissettiren roller verilmelidir. Başkaları olmadan, diğerleri olmadan  yürünemeyeceği, gelişilemeyeceği bilinmelidir. Kutuplaştıran zincirlerden kurtulmak gereklidir. Farklı olmak, sağlıklı toplumların göstergesidir.

İnsan sermayemiz önemsenmelidir. Liselerden mezun olan 1 milyona yakın (2015’te 908 bin) öğrencinin yarısından fazlası üniversiteli olamıyor. Bırakın yeteneklerini ve yaratıcılıklarını, kendileri göz ardı ediliyor. Üniversite mezunları çok mu yaratıcı oluyorlar? Elbette hayır. Ama üniversiteye giremeyenler çoktan gözden çıkarılmış, kendilerini değersiz hissettikleri bir noktaya getirilmiştir. Üniversiteli ya da değil insan sermayemize ve yeteneklerine sahip çıkılmalıdır.

Dünyada bir eşitsizlik varsa, o eşitsizliğin bireylerin yaratıcılık potansiyellerin boşa harcanması olduğu unutulmamalıdır.

Kaynakça
1. Florida R. (2011). Yaratıcı Sınıf Adres Değiştiriyor. İstanbul. Mediacat
2. Gladwell M. (2011) Outliers. İstanbul. Mediacat